Jun 272014
 

1-Son dönemdeki çalışmalarınız hakkında çok kısa bilgi verebilir misiniz? Bu çalışmalar hangi etkileri yaratıyor, gelecekte hangi etkileri yaratacak, hangi faydaları sağlayacak?

Laboratuvarımızda üç farklı proje üzerinde yoğunlaşıyoruz. Her ucu de beyni etkileyen hastalıklar  üzerinde. Bu projelerden birinde ender olarak görülen ve ölümcül bir genetik hastalık olan “Alexander Hastalığı” na gen tedavisi geliştirmeye çalışıyoruz. DNA’larında bu hastalığa neden olan bozukluğu, yani mutasyonu,  taşıyan hastalar normal olarak dünyaya geliyorlar. Ama birkaç ay sonra bebeğin önemli gelişim basamaklarını yakalayamadığı dikkati çekiyor. Örneğin başını tutamıyor, oturamıyor. Maalesef hastalık giderek ağırlaşıyor. Hasta tekerlekli sandalyeye bağımlı kalıyor, beslenmesi midesine yerleştirilen bir tüple gerçekleştiriliyor. Hastaların büyük çoğunluğu erken yaşlarda yaşama veda ediyorlar. Bu projemizde amacımız tedavisi olmayan bu berbat hastalık için gen tedavisi geliştirmek. Şimdilik laboratuvar çalışmaları ile sınırlı olmakla birlikte hastalığa neden olan mutasyonlu genin çalışmasını önemli derecede azaltmayı başardık.

Diğer iki projemiz ise yine beyni etkileyen hastalıklar üzerine. Bunlardan biri”  Fetal Alkol Sendromu” dediğimiz ve hamilelik esnasında alkol tüketiminin bebeğin beyninde yaptığı hasarları anlamaya ve önlemeye yönelik çalışmalarımız.  Diğeri ise kısa adıyla LCMV olarak bilinen Lymphocytic chorıomeningıtıs virüsünün hamilelik esnasında önce anneye ondan da bebeğe bulaşması durumunda beyne neden ve nasıl hasar verdiğini belirlemeye çalıştığımız araştırmalarımızdan oluşuyor.

2-Çalışmalarınızı güncel olarak sürdürmekte olduğunuz kurum hangisi?

Iowa Üniversitesi Tıp Fakültesi, Pediatri Bölümü, Çocuk Nörolojisi Kürsüsünde yürütüyorum.

3-Eğer varsa son dönemde aldığınız ödüller hakkında bilgi verebilir misiniz?

Fetal alkol sendromu üzerinde yapmayı planladığımız çalışmalarımız için 2012 yılının sonunda Amerikan Sağlık Enstitüsünden (NİH) yaklaşık 2 milyon dolarlık bir destek kazandık.  ABD ekonomisinin kötüye gitmesi pekçok alanı olduğu gibi araştırmayı da olumsuz yönde çok etkiledi. Böyle bir atmosferde böyle bir ödül kazanmak çok daha değerli oldu.

4-Başarınızı neye borçlusunuz? Henüz yolun başındaki genç bilim insanlarına neler tavsiye edersiniz?

Sanırım bilimde başarının içsel ve çevresel olmak üzere birbirini tamamlayan ama her ikisi de gerekli olan iki bileşeni var. Bilim insanının öncelikle güçlü bir “merak” duygusu ve herşeyi sorgulayan, tabuları tanımayan, gözlemci ve sorgulayıcı bir zihne sahip olması, çalışkan olması gerekiyor. Çevresel bileşen ise bilim insanının, üstün genetik kapasiteye sahip bir tohumun yeşerip büyümesini sağlayacak toprak gibi kapasitesini ortaya koymasını sağlamak için gerekli bir ortamin bulunmasi. 1970ler ve hatta 80’lerde bilim insanları kendi başlarına birşeyler yapabiliyorlardı fakat günümüzde bilimde öyle bir sevyeye geldik ki koleberasyon yapmadan kafanızı yorduğunuz sorulara cevap vermeniz artık olanaksız. Yine 70’lerde  ve 80’lerde birbiriyle ilgisiz görülen bilim alanları artık birlikte çalışıyor. Kendi sahamda bunun en güzel örneği, gen haritasının tamamlanması sonucu onun ne anlama geldiğini öğrenmek için bilgisayar bilimine başvurulmak zorunda kalinmasi ve sonuçta ortaya “biyoinformatik” dediğimiz yepyeni bir sahanın çıkması oldu.

Genç bilim insanlarına önerilerime gelince; burada sırası gelmişken sırf bu amaçla 2014 yılı Şubat ayında başlattığım podcastimden bahsetmek istiyorum. Bu potcastim aracılığı ile ülkemizin gelecek nesil bilim insanlarının yetişmesine yardımcı olacak bilgi ve tecrübelerimi paylaşıyorum.  İlgilenenler “Bahri Karaçay ile Bilim” adli podcastimi iTunes’dan ücretsiz olarak dinleyebilirler. Podcastimde başarılı Türk bilim insanlarıyla yaptığım söyleşilere ve ilginç bilimsel gelişmelere de yer veriyorum.

Kitabım “Yaşamın Sırrı DNA” nin TÜBİTAK tarafından yayımlanmasından sonra ve yine Bilim ve Teknik Dergisinde yayımlanan yazılarımı okuyan yüzlerce okurdan elektronik postalar alıyorum. Bunların önemli bir kısmı “bilim insanı olmak için neler yapmalıyım?” sorusunu içeriyor. Hem web sitemde hem de podcastimde verdiğim önerilerimi burada da sıralamak isterim.

Bilimi sahiplenin. İstisnalar olmakla birlikte,  uzun yıllar ülkemizde bilime sanki batının malıymış, biz çoğunlukla batıda yapılmış araştırmaları kendi şartlarımıza uygularmışız gibi bir bakış açısı dominant oldu.  Son yıllarda bu değişmeye başladı.  Sayılı üniverstemizden dünya bilimine katkı yapacak çalışmalar çıkıyor. Ümidimiz bu sonuçların herbir üniversitemizden çıkması.

İngilizcenizi çok iyi geliştirin. Bilim dili ingilizce, günümüzde alman, italyan, fransız, japon veya çinli bilim insanı da araştırmalarının sonuçlarının ingilizce olarak yayımlıyor.  İngilizceniz ne kadar iyi olursa başarılı olma şansınız da o kadar artar.

Lisans düzeyinde derslerinize çok iyi çalışıp notlarınız yüksek tutun. Çünkü notlarınız daha sonra lisans üstü için başvurduğunuzda önemli bir kriter olacak.

Amerika’da doktora yapın. Elbette Türkiye’de de lisans üstü veya doktora yapıp bilim insanı olmak mümkün. Ama Amerikan Üniversitelerinde doktora yapmanın dünya bilimine katkı sağlamak için en etkili yol olduğunu düşünüyorum. Bilim insanı olmak isteyenlere de bunu öneriyorum. Amerikan üniversitelerinden kabul almada en önemli üç kriter ders notları, ingilizce sevyesini gösteren TOEFL sınavı sonuçları ve GRE adı verilen ve bizdeki üniversite sınavlarına benzetebileceğimiz yetenek sınavından alınan puandır.  Bu sınavlardan yüksek notlar alın.

Bu biraz felsefik olacak ama yaşam felsefenize “sadece size ait, eşi ve benzeri olmayan yaşam serüveninizi farklı ve olağanüstü kılın”ı ekleyin

5-Türkiye’nin bilimsel alanda daha başarılı olabilmesi için neler yapılmasını öneriyorsunuz?

Sanırım yukarıda birinci maddede saydığımı burada da tekrarlamam gerekiyor, çünkü bu çok önemli. Bilimi sahiplenmemiz gerekiyor.

Bilim bir kültür meselesi.  İnsanımıza bilime dayalı bir yaşam tarzını içselleştirmenin gelişmiş dünyanın bir parçası olmamız için en önemli hedef olduğunu anlatmamız gerekiyor. Bilime dayalı yaşam tarzını hayata geçirmemiz gerekiyor. Bu da küçük yaşlardan itibaren bilimin ve bilimsel yaklaşımın öğretilmesi ile başlamalı, yani ilkokuldan itibaren eğitimin önemli bir parçası olmalı. ABD ve gelişmiş ülkeler bunu böyle gerçekleştiriyor.

Kültürümüzün bir parçası olduğu halde unutulmuş olan “usta-çırak” mekanizmasını bilim dünyasında canlandırmamız, yeniden inşa etmemiz gerekiyor. ABD’de bir bilim insanının başarısından söz edilirken en önemli kriterlerden biri yetiştirdiği öğrencilerden kaçının daha sonra başarılı bilim insan olduğudur.  Bu da tamamen bilim insanının “ustalık” kalitesinin göstergesidir.  Çünkü çırak yetiştirmek gelecek nesillere bırakılacak en büyük mirastır.  İngilizcede “mentor” olarak bilinen ustalık kavramı, tez danışmanı olmanın çok ötesinde bir kavramdır.  Öğrencinin bilimins olmasına, dünya bilimine katkı sağlamasına yardım edecek her türlü bilgi ve beceriyi elde etmesini sağlamak demektir. Bunu gerçekleştirmis olan bir bilim insanına, kitaplarıyla, resimleri veya heykelleri ile gelecek kuşaklara ulaşan, etkileri ölümlerinden yıllar sonra da devam eden yazar, ressam ve heykeltraşlar kervanına katılmış gözyle bakılır.

Ortak çalışmanın, kolaberasyonun artması ve bunun gerçekleşeceği ortamların oluşturulması gerekiyor.

Bilime ayrılan bütçede son yıllarda çok önemli artışlar oldu. Bu, Türk bilimi adına çok önemli bir gelişme. Ancak bu artışın olumlu sonuçlarının tesadüfe bırakılmaması için proje hazırlayan, üreten, yayınlar yapan bilim insanlarının maaşlarının bunları yapmayanlarınkinden çok daha yüksek olması gerekiyor. ABD de aynı maaşı alan iki bilim insanına rastlamazsınız. Alınan ücret kişinin başarısı ve üretkenliği ile orantılıdır. Bir diğer değişle bilenle bilmeyeni, çalışanla çalışmayanı, üretenle üretmeyeni ayırmak zorundayız. Bunun önündeki en büyük engel ülkemizde bütün yardımcı doçentlerin, bütün doçentlerin veya bütün profesörlerin aynı maaşı almasıdır.  Başarıya ve üretkenliğe dayalı ücretlendirme sistemine geçtiğimizde kısa sürede bilimde önemli ilerlemeler sağlayacağımıza gönülden inanıyorum.

 Friday 27 June 2014  Haber

 Bir Yanıt bırak

(required)

(required)